Mezun Nöbetleri – 28 Ocak 2024

Bugün 28 Ocak 2024 Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz yüz kırkıncı mezun nöbetimiz.

Boğaziçi bileşenleri olarak, kayyım yönetimin usulsüz ve hukuksuz uygulamalarına karşı üç yıldır sürdürdüğümüz direnişimizde hukuk alanında yeni bir zafer kazandığımız bir haftayı geride bıraktık. Yandaş medya tarafından yürütülen asılsız linç kampanyası gerekçe gösterilerek Ekim 2022’de  görevinden uzaklaştırılan Moleküler Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Tolga Sütlü, kayyım yönetimin bu uygulamasına karşı açtığı davayı kazandı. İstanbul 12. İdare Mahkemesi, oybirliğiyle aldığı iptal kararıyla hiçbir somut gerekçeye dayanmayan bu uygulamanın hukuksuzluğunu tescil etmiş oldu. Mahkeme ayrıca Tolga Sütlü’nün mağdur edildiği 15 ay boyunca ödenmeyen maaşının da faiziyle ödenmesine karar verdi. Kayyım yönetimince üç yıldır hayata geçirilen usulsüz ve hukuksuz uygulamaların, adaletsizliğin, direnişi destekleyenlere yönelik uygulanan baskı ve yıldırma politikalarının bir kez daha mahkeme kararıyla  ifşa edildiği bu son örnek bize mücadelemizin gücünü nereden aldığını da hatırlatmalıdır. Gücümüzü, direncimizi ilk gün de söylediğimiz gibi haklılığımızdan alıyor, adaletini ve vicdanını kaybetmiş bir yıkım ekibine karşı bu güçle bir arada duruyoruz. Akademisyenlerin, öğrencilerin hayatını bir günde altüst etmeyi marifet sayan, sırf koltuk hırsları yüzünde ülkemizin değerli bilim insanlarını karalamaktan çekinmeyen, hukuksuzluğu normalleştirerek üniversitemizi ele geçirmeyi hedefleyen bu karanlığa karşı büyük bir kararlılıkla mücadele eden değerli akademisyen Tolga Sütlü’yü kutluyor, nöbetlerde buluşacağımız günü heyecanla bekliyoruz. Boğaziçi bileşenleri olarak kayyım yönetimine karşı açtığımız sayısız davanın takipçisi olmaya devam edecek, hukuk mücadelemizden de, özerk ve özgür üniversite talebimizden de asla vazgeçmeyeceğiz.    

Bu haftanın bir başka sevindirici haberi de, Boğaziçi bileşenleri olarak üç yıldır sürdürdüğümüz direnişimizle yeni bir ödülün sahibi olmamızdı. PEN Yazarlar Derneği’nin şahıslara verilen geleneksel PEN Duygu Asena Ödülü’nü bu yıl “örnek bir direnişe ve mücadeleye verme kararı aldık” diyerek duyuran PEN Yönetim Kurulu, Boğaziçi Üniversitesi’nin laik ve özerk, akıl ve bilim yolunda, nitelikli eğitim için direnen akademisyen, öğrenci, mezun ve çalışanlarını ödüle layık gördü. Ödülün gerekçesinde kayyım zihniyetini son derece isabetli tespitlerle eleştiren PEN Yazarlar Derneği yayınladığı metinde, 2021 yılı başında başlayan süreçte, tamamen keyfi rektör atamalarıyla ülkemizin köklü ve en değerli eğitim kurumlarından biri olan Boğaziçi Üniversitesi’nin ele geçirilmeye çalışıldığını vurguladı. “Bu atamaya ve ileri değil, geriye dönük uygulamalara direnen, kurumlarını tepeden atamalara ve müdahalelere teslim etmemek için başkaldıran Boğaziçi Üniversitesi’nin değerli akademisyen, öğrenci, mezun ve çalışanlarının bu çabalarını saygıyla karşılıyoruz” diyen  PEN Türkiye Yazarlar Derneği’ne teşekkür eder, mücadelemizi ilk günkü kararlılığımızla sürdürdüğümüzü, kayyım yönetimin karşımıza çıkardığı her zorluğa, hep birlikte sesimizi daha da yükselterek karşı duracağımızı herkesin bilmesini isteriz.

Her gün yeni bir baskı ve yıldırma girişimiyle karşılaştığımız bu yönetim son olarak direnişin üçüncü yıldönümü için 5 Ocak’ta üniversiteye gelerek mücadeleye destek veren, ortak nöbete katılan mezun arkadaşlarımızın kartlarını da beş yıl süreyle dondurdu. Böylece, daha önceki açıklamalarında “Protestocular 6-7 kişiye kadar düştü, ben onları unuttum bile” diyen Naci İnci’nin bizleri unutmadığı da, her geçen gün kabaran “yasaklılar listesi” sayesinde sayımızın aslında hiç de kendisinin hayal ettiği gibi olmadığı da netleşmiş oldu. Bu keyfi yasağın gerekçesi olarak, hiçbir ders veya etkinliğe engel oluşturmayan bu barışçıl protestonun “üniversite işleyişini bozucu nitelikte” olduğunu öne süren kayyım yönetime bu açıklamalarıyla kamuoyunu yanıltamayacağını, bir türlü yok edemediği biz “protestocuları” da baskı ve yasakla durduramayacağını tekrar hatırlatmak isteriz.

Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve enstitü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan ve ilgili birimlerin görüşü dinlenmenden bölünen fakültelerle ilgili kararların, direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılan soruşturmaların geri alınmasını, öğrencilere, akademisyenlere ve mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını, yargı kararlarına ivedilikle uyulmasını talep ediyoruz.

Kabul Etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 14 Ocak 2024

Bugün 14 Ocak 2024 Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede
akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz yüz otuz
sekizinci mezun nöbetimiz.


2 Ocak 2021’de üniversitemize bir gecede atanan kayyım rektöre karşı Boğaziçi bileşenleri
olarak başlattığımız direnişimizin 3 yıldönümünü geçtiğimiz hafta geride bırakmıştık.
Aradan geçen süre içinde neden direndiğimizi kamuoyu net bir şekilde gördü ve anladı. Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyım yönetimi tarafından verilen zararlar, Türkiye’deki bütün üniversitelere verilen zararların da bir kez daha hatırlanmasına, daha gerçekçi bir gözle değerlendirilmesine yardım etti. Kayyım yönetiminin yaptığı liyakatsiz atamalar ve uyguladığı beceriksiz yönetim anlayışı, direnişimizin ne kadar haklı ve doğru olduğunu her gün yeniden kanıtlıyor.

Boğaziçi’nin akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini 3 yıldır
yılmadan savunuyoruz ve bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz.
Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan müdahalenin üçüncü yıldönümünde, özgür, özerk ve
demokratik üniversite talebiyle başlatılan imza kampanyası bu hafta sona erdi ve aralarında
akademisyenlerin, üniversite çalışanlarının, mezunların, öğrencilerin, öğrenci yakınlarının, bilim insanlarının, yazarların ve sanatçıların da bulunduğu 5465 kişi destek verdi.
İmza metninde şu ifadeler yer aldı:
“Özgür, özerk ve demokratik üniversite taleplerinin anayasal haklar olduğunu inanıyoruz.
Demokratik yollarla dile getirilen Boğaziçi Üniversitesi dineşini meşru gördüğümüzü ve
desteklediğimizi ifade ediyor, bu irademizi baskılara maruz kalan tüm üniversite ve eğitim
kurumları için de yineliyoruz. Tüm Türkiye’de özgür, özerk ve demokratik bir üniversite ideali
gerçekleşene kadar, Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz.”

Geçen hafta tepeden inme bir kararla “Fen Fakültesi” ve “İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi” olarak ikiye bölünmesi öngörülen Fen Edebiyat Fakültesine mensup akademisyenler ortak bir açıklama yayınladı. Kararın fakültedeki tüm bölümlerin olumsuz görüşlerine ve Senatodaki itirazlarına rağmen, ayrıntılı bir araştırma ve istişare yapılmadan alındığı belirtilen açıklamada, bu kararın Boğaziçi Üniversitesi’nin disiplinlerarası araştırma ve eğitim anlayışında önemli bir yere sahip olan Fen Edebiyat Fakültesi’nin işleyişine zarar vereceği vurgulandı.

Önceki hafta kartları iptal edilerek okula girişleri yasaklanan öğrencilerin açtığı davada
mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Fen Edebiyat Fakültesinin ikiye bölünmesi ve
Yönetim Bilimleri Fakültesinin de kapatılarak İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine (İİBF) dahil
edilmesini protesto eden öğrenciler, 25 Aralık’tan itibaren “demokratik üniversite nöbeti”ne
başlayacaklarını duyurmuştu ve bunun üzerine kayyım yönetimi en az 16 öğrencinin kartlarını gerekçesiz bir şekilde pasif hale getirmiş ve okula girişlerini engellemişti. Aralarında yurtta kalanların da bulunduğu girişi engellenen öğrencilerin açtığı iptal davasına bakan mahkeme, dava sonuçlanana kadar kararın yürürlükte kalmasının öğrencilerin eğitim hakkını ihlal edeceğini belirterek yürütmeyi durdurma kararı aldı.

Yine geçtiğimiz hafta, okulumuzda görev yapan iki genç araştırmacı, Siyaset Bilimi ve
Uluslararası İlişkiler Bölümünden Osman Sabri Kıratlı ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden Birkan Yılmaz, Boğaziçi Üniversitesi Vakfı (BÜVAK) Akademik Kurulu tarafından kendilerine yapılan bir bilgilendirme ile 2022 yılı BÜVAK Araştırmada Üstün Başarı Ödülünü kazandıklarına öğrendiler. Ancak kurul tarafından ödüle layık görülen bu araştırmacılar, bir süre sonra rektörlük inisiyatifi ile düzeltme yapıldığını ve kendilerine ödül verilmeyeceğini öğrendiler. Naci İnci yönetimi Şubat-Kasım 2023 arasında 163 yeni mütevelli atayarak Vakıf yönetimini ele geçirmişti. BÜVAK bu son kararı ile akademik liyakati ve etik ilkeleri hiçe saydığını göstermiş oldu.

Kayyım yönetiminin dışarıdan atadığı tartışmalı bir daire başkanı tarafından idare edilen Bilgi
İşlem Merkezi (BİM), 9 Ocak Cumartesi günü, final döneminin ortasında, sınavlar sürerken
Güney Kampüste Bilgi İşlem binasındaki sistemlerini geçici bir barakaya taşıma kararı aldı.
Ciddi bir planlama, birikim ve yetkinlik gerektiren bu hassas ve riskli işlem, gereği gibi yerine
getirilemediğinden, önceden planlanmış bir sınav gününde üniversite genelinde internet hizmeti durdu. Kampüslerin tümünde turnike sistemleri kilitlendi, bina girişleri çalışmadı, iş takip sistemi çöktü ve sınavlara yetişmeye çalışan öğrenci, personel ve hocalar ciddi zorluklar yaşadı.


Kayyım yönetimi direnişin ne kadar haklı olduğunu kanıtlamaya devam ediyor.
Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene,
kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve enstitü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan ve ilgili birimlerin görüşü dinlenmenden bölünen fakültelerle ilgili kararların, direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılan soruşturmaların geri alınmasını, öğrencilere, akademisyenlere ve mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını, yargı kararlarına ivedilikle uyulmasını talep ediyoruz.

Kabul etmiyoruz Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 17 Aralık 2023

Bugün 17 Aralık 2023 Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz yüz otuz dördüncü mezun nöbetimiz.

Kayyım yönetimine karşı Boğaziçi bileşenleri olarak sürdürdüğümüz direnişimizin üçüncü yıldönümü yaklaşırken, üniversitemizdeki pek çok bölüm ve merkezin tepeden atamalarla, iç prosedürler göz ardı edilerek hızla ele geçirildiğine şahit oluyoruz.

Son olarak başka bir üniversite adına doktora çalışmaları için yurtdışına gönderilen bir kişinin, Boğaziçi’nde Eğitim Bilimleri’nde bölümden habersiz işe başladığını öğrendik. Bölümde açık bir kadro bulunmamasına rağmen görevlendiren bu kişinin ayrıca henüz işe başlamadan Barış Eğitim Merkezinin yönetim kuruluna ve BÜVAK mütevelli heyetine de üye olarak atandığı ortaya çıktı. Benzer şekilde  Eğitim Bilimlerine geçen ay başka üniversiteden görevlendirmeyle dekan yapılan İrfan Erdoğan da, idari süreçler hiçe sayılarak profesör olarak atandı. Böylece bugüne kadar Eğitim Bilimleri Bölümüne atanan akademisyen sayısı 5’e çıkarken, bölüm rızası olmadan 2 tane daha kadro ilanı verildi.

Fakülte ve bölümlerde yandaş kadrolaşma hız kesmeden devam ederken üniversitemizin el konulan merkezleri de benzer bir fetih anlayışıyla yok ediliyor. Geçen haftalarda kayyım yönetim tarafından tamamen boşaltılan Boğaziçi’nin en büyük araştırma merkezi TETAM’ın konferans salonu ve altındaki kat, Üsküdar Belediyesinden getirilerek daire başkanı yapılan ve Bilgi İşlem Merkezi’ni usulsüz alınmış liyakatsiz personelle dolduran kişiye makam odası yapılırken, araştırma laboratuvarları ve  öğrencilerin ortak çalışma alanları yok ediliyor, ekipmanlar çöp poşetlerinde taşınıyor.

Kayyım yönetim, TETAM binasının boşaltılmasıyla ilgili yayınladığı mesajında binanın aktif kullanılmadığını iddia ederken, Strateji ve Bütçe Başkanlığı destekli TAM proje yürütücüsü Prof. Dr. Cem Ersoy’un görevden alınması hakkında ise Ersoy’un “yaş haddinden emekliliğinin yaklaştığını” ve “yerine, genç ve üretken bir öğretim üyesinin görevlendirildiği”ni söylüyor. Bu açıklamayla, CERN deneylerine katılan üyelerden sonra üniversitede en çok atıf alan ve danışmanlığında 82 lisansüstü öğrencinin tezini tamamladığı bir akademisyenin hiç yüzü kızarmadan üretkenliğini sorgulayan gayrimeşru yönetim, Ersoy’un emekliliğine henüz 7 yıl olduğunu da görmezden geliyor.

Gerçek dışı gerekçelerle, rahatça dile getirilen karalamalar ve yalan yanlış açıklamalarla, üniversite özerkliğine ve bölüm iradesine karşı yapılan atamalarla Boğaziçi’ni açıkça yok etmeye çalışan; gücünü siyasi iktidardan alan, eğitim ve bilim kaygısı olmayan kadrolarla mekanı ele geçirerek itibar kazanacağını sanan bu anlayışa karşı asla pes etmeyecek, her fırsatta ve her ortamda çoğalarak büyümeye, dayanışmamızı genişletmeye devam edeceğiz.

Kayyım yönetim tarafından kapatılan Boğaziçi Üniversitesi İnsani Gelişme, Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin, yasaklı bileşenlerin kampüse girememesi nedeniyle Cuma günü okul dışında yapmak zorunda kaldığı “Bilgi Çağında Üniversite ve Kent İşbirliği Konferansı”nda dünyanın önde gelen tarihçilerinden, değerli akademisyen, yazar Prof. Dr. Cemal Kafadar’ın dile getirdiği bir gerçeği tekrar hatırlatalım: “Bu gayrimeşru yönetim ne yaparsa yapsın Boğaziçi Üniversitesi’nin bir türlü ele geçiremediği iki önemli noktası var: İtibarı ve haysiyeti. Bu iki vasfı kazandıran değerli öğretim üyeleri, Türkiye’nin dört bir yanından gelen pırlanta öğrencileri ve dünyanın her yerinde okullarını temsil eden mezunlarıdır.”

Bizler de mücadelemizi halkın gözündeki bu itibarı ve haysiyetimizi koruma inadıyla sürdürüyor, direnme gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz.   

Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve enstitü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış soruşturmaların geri alınmasını, mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını ve yargı kararlarına ivedilikle uyulmasını talep ediyoruz.

Kabul Etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 10 Aralık 2023

Bugün 10 Aralık 2023 Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz yüz otuz üçüncü mezun nöbetimiz.

Boğaziçi Üniversitesi’ni ele geçirmek, üniversitemizin ilke ve değerlerini yok etmek için üç yıla yakın süredir büyük bir gayret gösteren kayyım yönetim, usulsüz ve hukuksuz uygulamalarını tüm hızıyla sürdürürken, sırtını dayadığı iktidar çevreleri de bu uygulamalara ilişkin basında yer alan haberleri engellemeye çalışıyor.  

Kayyım yönetimin Boğaziçi Üniversitesi Vakfı’na (BÜVAK) mütevelli üyesi olarak atadığı isimlerin açıklandığı ancak geçen hafta mahkeme kararıyla sansürlenen haberde, vakfa atanan üyeler arasında Cumhurbaşkanının yeğeninin eşi olduğu da belirtilmiş, ayrıca eski AKP Gençlik Kolları üyesi de olan iş insanının kamudan aldığı ihalelerden dolayı “ihale avcısı” olarak bilindiği yazılmıştı. Diken’de yer alan Mehmet Baran Kılıç imzalı habere “hukuka aykırı içerik” gerekçesiyle erişim engeli getirilmesini isteyen  Cumhurbaşkanının yeğeninin eşinin bu talebi, mahkeme tarafından kısmen kabul edildi, “isim ve soy isim yönünden” içeriğin çıkarılmasına karar verildi. Gayrimeşru yönetim tarafından hazırlanan 163 kişilik yeni mütevelli listesinde Cumhurbaşkanının yeğeninin eşinin yanı sıra AKP’li birçok siyasetçi ve iş insanının yanısıra, yine AKP’ye yakınlığıyla bilinen Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA) üyeleri, BÜVAK’a paralel olarak kurulan BUVAKIF’ın üyeleri ve kişiye özel ilanlarla kadroya alınan öğretim üyeleri de yer alıyor.

Geçen haftanın bir başka önemli gelişmesi ise kayyım yönetimin tepeden atamayla üniversitemize yerleştirdiği yöneticilerden birinin daha ayrılması oldu. Ocak 2021 tarihinde Fen Edebiyat Fakültesinin seçilmiş dekanı Özlem Berk Albachten’in hukuksuz şekilde görevden alınmasıyla bu pozisyona yerleştirilen İstanbul Üniversitesi kadrolu İsmail Boz, Cumhurbaşkanlığı kararıyla Bandırma 17 Eylül Üniversitesi rektörlüğüne atandı. Görevde bulunduğu iki sene içinde Senato ve Üniversite Yönetim Kurulunda yer alan Boz, üniversitemizin kurumsal yapısına cebri müdahalelerle ağır kamusal zararlar veren tüm kararların altına imza atan bir isim. Can Candan, Mohan Ravichandran, Tolga Sütlü ve Yıldız Silier gibi hocaların görevlerine hukuksuz şekilde son verilmesi Boz’un dekanlığı döneminde gerçekleşirken, Emine Fişek ve Hande Tekdemir de yine onun döneminde istifaya zorlandı. Boz son olarak üç ay önce de Psikoloji Bölümü’nün seçilmiş bölüm başkanı Ali Tekcan’ı hiçbir gerekçe belirtmeden görevden alarak kendini Psikoloji bölüm başkan vekili olarak atamıştı. Boz’un müdahil olduğu uygulamalara karşı akademisyenlerin yürüttüğü hukuk mücadelesi devam ederken bizler de kendisinin okulumuza verdiği zararları kayda geçmek için, kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz.

Önceki haftalarda Boğaziçi Üniversitesi’nin en büyük araştırma merkezi TETAM’ın bazı katları, kayyım yönetimin keyfi bir kararıyla apar topar boşaltılmış ve bu bölümler bir idari birime tahsis edilmişti. Bu hafta da binadaki diğer katların da başka bir idari birime tahsis edildiğini öğrendik. Böylece üniversitemizin en değerli araştırma merkezi kendi binasından kayyım yönetim tarafından bir oldu bitti ile tamamen çıkarılırken; yaklaşık 3000 m2 bu binada yer alan 8 araştırma laboratuvarı, 30 ofis ve 84 doktora öğrencisinin çalışma alanları ise Kuzey Kampüs’te yaklaşık 45 m2’lik bir mekana sıkıştırıldı.  

Bu düşmanca müdahale, eğitime ve bilime değer vermeyen, gençlerin geleceğini umursamayan, Boğaziçi Üniversitesi’ni araştırma üniversitesi olmaktan çıkarırken vicdanı hiç sızlamayan bir anlayışın neler yapabileceğinin son örneğidir. Ülkede dokunulmadık ne kadar değer varsa tümünü ele geçirmek için çalışan, elde edemediğini de yıkıp yok etmekten başka bir şey bilmeyen bu fetih meraklılarının tüm baskı ve güç gösterisine, kanun tanımaz tüm girişimlerine rağmen özerk ve özgür üniversite mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha vurgulamak isteriz. 

Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve enstitü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış soruşturmaların geri alınmasını, mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını ve yargı kararlarına ivedilikle uyulmasını talep ediyoruz.

Kabul Etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 3 Aralık 2023

Bugün 3 Aralık 2023 Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz yüz otuz ikinci mezun nöbetimiz.

Kayyım yönetimin seçilmiş Senato temsilcilerinin itirazlarına rağmen Boğaziçi Üniversitesi Vakfı’na (BÜVAK) önceki hafta atadığı 65 yeni mütevelli üyesine ilişkin bilgiler, üniversitelerin siyasetle nasıl iç içe yönetildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. BÜVAK listesinde yer alan isimler arasında AKP’li siyasetçiler ve AKP’ye yakın iş insanlarının yanısıra yine AKP’ye yakınlığıyla bilinen Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA) üyeleriyle, rektörlüğün keyfi harcamalarına itiraz ettiği için BÜVAK’a paralel olarak kurulan BÜVAKIF’ın üyeleri bulunuyor. Listede ayrıca üniversitemizde kişiye özel ilanlarla ve birimlerin itirazlarına rağmen kadroya alınan çok sayıda öğretim üyesi de yer alıyor. Bu son listeyle kayyım yönetim tarafından yakın zamanda BÜVAK’a atanan yandaş mütevelli sayısı 163’e çıkarken, daha önce aynı şekilde vakfa yerleştirilen 98 kişilik ilk gruba karşı açılan dava ise devam ediyor.

Koltuk kaparak güç devşirme ve üniversitemizi siyasi bağlantılarla ele geçirme girişimi devam ederken kayyım yönetimin Boğaziçi’ni Boğaziçi yapan değerlere ve kurumlara yönelik saldırıları da hız kesmiyor.  Türkiye’de sinema çalışmalarına katkı sunan en değerli kurumlardan biri olan, 24 yıldır ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok sanatçı yetiştiren Mithat Alam Film Merkezi’nin faaliyetleri geride bıraktığımız hafta içinde rektörlük kararıyla durduruldu. Merkezin iki yöneticisini bir yıl önce işten çıkaran gayrimeşru yönetim, bugüne kadar kurumu açıkça işlevselleştirmeye çalışmış, öğrencilerin merkeze erişimini kısıtlarken, yandaş kadrolara da merkez içinde koltuk bulmaya uğraşmıştı. Sinema camiasından da  tepki çeken bu girişimlerin ardından,  özgür, yaratıcı ve katılımcı yapısıyla bugüne kadar genç sinemacılara destek olan, sinema arşivinin oluşturulması için çalışmalar yapan, sayısız proje üreten Mithat Alam Film Merkezi’nin kapatılması ülkemizin kültür ortamına vurulan ağır bir darbedir ve mücadele ettiğimiz anlayışın dokunduğu her şeyi kendine benzetmekten başka bir şey bilmediğini, yaratıcı, özgür ve çoğulcu her tür faaliyetten ölesiye korktuğunu göstermektedir.

Teleiletişim ve Enformatik Araştırma Merkezi’ndeki 16 yıllık laboratuvar ve ofisleri geçen hafta sahiplerine izin vermeden çöp torbalarıyla boşaltan kayyım yönetimin bu hafta da 16 yıldır devlet desteği alan TAM araştırma projesinin yürütücülüğünü Prof. Dr. Cem Ersoy’dan alarak, projede deneyimi olmayan ve üniversiteye iki yıl önce atanan bir isme verdiğini öğrendik. Sıra dışı nedenler olmadıkça örneğine rastlanmayan böyle bir uygulama, araştırma projesi desteğine ilişkin usullere de aykırıdır. Bu tür bir keyfi uygulama öğretim üyelerini yeni araştırma projelerinden uzaklaştıracağı gibi AB ve TÜBİTAK gibi dış kurumların desteğini de tehlikeye atar. Kayyım yönetimi bu girişimiyle üniversitemizin araştırma ortamına verdiği zararlara bir yenisini eklemiştir.

Kayyım yönetimin akademi içindeki kadrolaşma çabaları da “adrese teslim” ilanlarla devam ediyor. Naci İnci’nin kendi öğrencisi için Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü’nde açtığı kadro ilanına mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı gelmesine rağmen aynı hafta içinde Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü İngiliz Dili ve Edebiyatı Anabilim dalı için, bölüm bilgisi ve onayı dışında yeni bir “adrese teslim” ilan daha verildi. Hukuka aykırılığı mahkemelerce karara bağlanan atamalarla da, üniversitemizi ele geçirmek için yapılan usulsüz ve hukuksuz uygulamalarla da sonuna kadar mücadele edecek; iyi ve doğru her faaliyeti, özgür ve yaratıcı her düşünceyi engellemeyi, farklı renkleri ve çok sesliliği baskıyla soldurmayı, susturmayı marifet sayan bu karanlık anlayışa asla teslim olmayacağız.

Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve enstitü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış soruşturmaların geri alınmasını, mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını ve yargı kararlarına ivedilikle uyulmasını talep ediyoruz.

Kabul Etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 26 Kasım 2023

Bugün 26 Kasım 2023 Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz yüz otuz birinci mezun nöbetimiz.

Üniversitemizi Ocak 2021’den bu yana tam bir fetih anlayışı içinde, usulsüz ve hukuksuz uygulamalarla, hiçbir değer, ilke, kural ve kanun tanımadan, sırtını dayadığı siyasi iktidardan da güç ve cesaret alarak ele geçirmeye çalışan kayyım yönetimin kadrolaşma girişimlerinin son hedefi, bir kez daha Boğaziçi Üniversitesi Vakfı BÜVAK oldu.

Geçen hafta yapılan Senato toplantısında, seçilmiş tensilcilerin itirazlarına rağmen BÜVAK bünyesine 65 yeni mütevelli üyesi atayan kayyım yönetimin bu adımıyla, siyasi tercihlerine göre seçilerek koltuk sahibi yapılan mütevelli sayısı 163’e çıktı. Lisans programından yeni mezun olmuş deneyimsiz isimlerin de aralarında bulunduğu yeni mütevellilerden çoğunun ortak özelliği ise, ya siyasi iktidarla ya da kayyım idaresi ve onunla yakın ilişkisi bulunan Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA) ile bağlantılarının olması. Geçen hafta ile birlikte son bir sene içinde büyük gruplar halinde BÜVAK’a atanan yeni mütevellilerin sayısı, vakfın kuruluşundan bu yana liyakat, birikim ve deneyim kıstasları gözetilerek oluşturulan heyetin toplam sayısına ulaşmış oldu. BÜVAK’ın gerçek mütevellileri 98 kişilik ilk atama sonrasında Naci İnci yönetimine karşı dava açmıştı. Bu dava süreci devam ederken, seçilmişlerin itirazlarına rağmen yeni kitlesel atamaların yapılması gayrimeşru idarenin Vakıf yönetimi konusundaki emellerinin çok açık bir göstergesidir.

Kadrolaşmak ve her alanda yönetimi ele geçirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan, demokratik, katılımcı ve özerk üniversite anlayışını bu şekilde yok etmeye çalışan kayyım yönetimin baskıcı ve güvenlikçi uygulamaları, üniversitemizin akademik ve sosyal hayatını da tehdit etmeye devam ediyor. Var olanı yıkarak, bozarak, zarar vererek iş görmeyi marifet sayan, koltuk kapmaktan başka hiçbir şeyi önemsemeyen kayyım yönetimi, kampüslerde yaşanan sorunlarla, en temel yönetimsel becerilerden bile yoksun olduğunu herkese her gün adeta ilan ediyor.  

Sağlıksız koşullarda, sıkışık düzende barınmaya mecbur edilen öğrencilerin yurt sorunu sürerken,  yurtlarda uyuz vakalarının artmakta olduğu, yurtların ve kütüphane binasının boşaltıldığı Kuzey Kampüs’te ise iyice daralan ortak mekanların bakımsızlığı gözlemleniyor; tuvaletlerdeki hijyen sorunu da devam ediyor. Kayyım yönetimi, birçok dersin yoğun inşaat gürültüsü içinde sürdürülmeye çalışıldığı kampüslerde en azından çevre düzenini sağlama konusunda dahi bir girişimde bulunmazken, Türkiye’nin en başarılı öğrencilerini ağırlayan üniversitemizbu haliyle bir merdiven altı üniversite izlenimi yaratıyor.

Üniversitelerimizin, vasatlığın standart olduğu, aklın ve bilginin değil siyasi gücün prim yaptığı ve gençlerin koyu bir karanlığa terk edildiği mekânlara dönüşmemesi için bizimle aynı ideali paylaşan herkesi direnişimize davet ediyor, kayyım anlayışın hukuk önünde hesabının sorulacağı günler gelinceye kadar dayanışma içinde mücadeleye devam edeceğimizi bir kez daha kamuoyuna hatırlatıyoruz.

Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve enstitü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış soruşturmaların geri alınmasını, mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını ve yargı kararlarına ivedilikle uyulmasını talep ediyoruz.

Kabul Etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 19 Kasım 2023

Bugün 19 Kasım 2023 Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz yüz otuzuncu mezun nöbetimiz.

Kayyım yönetimin kadrolaşma hırsıyla üniversitemizin farklı birimlerine tepeden atadığı yöneticiler, Boğaziçi’nin değer ve ilkelerine ne kadar uzak olduklarını uygulamalarıyla bizlere her gün hatırlatırken hizmet ettikleri siyasi anlayışın bir neferi gibi çalışmayı da sürdürüyor.

Geride bıraktığımız hafta bu yöneticilerden birinin, Yayım İşleri Şube Müdürlüğü’nün başına usulsüzce atanan Osman Baran Kaplan’ın, kendi birimindeki personeli fişlediği öğrenildi. Personeliyle ilgili aldığı notları Yayım İşleri’ndeki tüm çalışanlara e-posta ile gönderen Kaplan’ın kayıtlarından, personelin sendika üyelik bilgileri, psikolojik ve sağlık durumları gibi kişisel verilerinin yanısıra kendi  izlenimlerine ve yorumlarına da yer verdiği ve üniversitemizin yetkili sendikası Eğitim-Sen’e üye olan personel üzerinde baskı oluşturmayı amaçladığı anlaşıldı.   

Kayyım yönetim, çalışanları gözaltında tutmaya, onları baskı ile üye oldukları sendikadan uzaklaştımaya, yeni gelenleri yandaş sendikaya üye yapmaya uğraşırken, bir yandan da üniversitemizdeki araştırma merkezlerinin mekanlarına el koymaya devam ediyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nin en büyük araştırma merkezi olan TETAM’ın binasının yarısı kayyımlığa bağlı bir idari hizmet birimi olan Bilgi İşlem Merkezine tahsis edildi. Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen ve Teleiletişim ve Enformatik Alanlarında Araştırmacı ve Akademisyen Yetiştirme Projesi kapsamında kurulan TETAM’ın el konulan bölümlerinde konferans odaları, araştırma laboratuvarları ve araştırmacı bilgisayarları yer almaktaydı. Araştırma amacıyla ayrılan altyapı ve demirbaşların üye akademisyenlere haber bile verilmeden idari bir birime tahsis edilmesi, bir araştırma üniversitesinin temel varlık amacına aykırıdır ve mücadele ettiğimiz anlayışın eğitime ve bilime verdiği değeri bir kez daha ortaya koymaktadır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen hafta içinde hukuk alanında elde edilen kazanımlar ise bizlere her şeye rağmen mücadelemizi sürdürmemiz için güç veriyor.

Kayyım yönetimi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Cem Ersoy hakkında, yönetmeliklere aykırı bir intibak işlemine karşı yaptığı itirazdan dolayı, iki yıl önce bir soruşturma açmış, Ersoy’un itirazı ise Danıştay tarafından değerlendirilerek söz konusu işlemin hukuksuzluğu tescillenmişti. Bu karara rağmen konuyla ilgili soruşturmayı sürdürerek Ersoy için “görevi kötüye kullanmak” gerekçesiyle hapis cezası istemi de içeren bir dava başvurusu yapan kayyım yönetimin bu talebi de, geçen hafta Danıştay tarafından oybirliğiyle reddedildi.

Benzer bir gelişme Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Ünal Zenginobuz davasında da yaşandı. “Görevi kötüye kullandığı” iddiasıyla Zenginobuz hakkında yine hapis istemi içeren iki ayrı ceza soruşturması başvurusu yapan kayyım yönetimin bu başvuruları Danıştay tarafından değerlendirildi ve Zenginobuz’un dava konusu dönemde bölüm başkanı olarak aldığı kararlarda herhangi bir hukuksuzluk olmadığına karar verildi. Ayrıca dört seçilmiş senatörün açtığı başka bir dava sonucunda da Zenginobuz’a disiplin cezaları veren kurulun kuruluş şeklinin hukuksuz olduğu da mahkeme tarafından tescillendi.

Bir başka davada ise Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Ayfer Bartu Candan, üniversiteye girişine izin verilmeyen Batı Dilleri ve Edebiyatları öğretim görevlisi Can Candan’ın refakatçi statüsüyle kampüse alınmamasına itiraz ederek konuyu yargıya taşımış, mahkeme de, üniverstemizin ilgili yönergesine dayanarak Candan’a uygulanan yasağı hukuksuz bulmuştu. Bu kararı uygulamamak için yönergedeki ilgili maddeyi değiştiren Üniversite Yönetim Kurulu, okulumuzu ele geçirmek için her şeyi yapmaya hazır bu karanlığın nasıl işlediğini açıkça gözler önüne sermekte, uyguladıkları yöntemlerin hukuksuzluğu yargı organları tarafından tescillenmesine rağmen kanun tanımaz tutumları ve keyfi uygulamalarıyla gerçeği nasıl çarpıtmaya çalıştıkları görülmektedir.

Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve enstitü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış soruşturmaların geri alınmasını, mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını ve yargı kararlarına ivedilikle uyulmasını talep ediyoruz.

Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 14 Ağustos 2022

Bugün 14 Ağustos Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz altmışbeşinci mezun nöbetimiz.

Okulumuzu Ocak 2021’den bu yana adeta rehin alan kayyum yönetiminin hukuk tanımaz, liyakat düşmanı, sansürcü ve partizan uygulamalarına hız verdiği, 588 gündür devam eden direnişimizi bu şekilde yıldıracağını düşünerek keyfi kararlarla yeni adımlar attığı bir utanç haftasını daha geride bıraktık.

Can Candan’ın bir inat uğruna okulla ilişiğinin kesilmesini, Naci İnci’nin usulsüzce kurulan Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü’ne adrese teslim ilanla kendi öğrencisini yerleştirmesini, kampüse güvenlikçi yığma gayretlerini,  Mithat Alam Film Merkezi yöneticilerinin işlerine son verilmesini  konuştuğumuz haftanın son günlerinde de, emekli akademisyenlerin sonbahar dönemi derslerinin kayyum yönetimi tarafından iptal edildiğini ve Atatürk Enstitüsü’nün seçilmiş müdürü değerli akademisyen Cengiz Kırlı’nın görev süresi henüz dolmadan, gerekçe gösterilmeden görevden alındığını öğrendik.

Türkiye ve geç dönem Osmanlı İmparatorluğu çalışmalarında büyük bir saygınlığa sahip olan ve ülkemizde sosyal bilimler alanında yürütülen pek çok araştırmaya öncülük eden Atatürk Enstitüsü’ne yönelik bu son darbeyle de bir kez daha gördüğümüz gibi; karşımızda ne eğitime ne de özgür düşünceye değer veren son derece tehlikeli bir anlayış bulunmaktadır.

Büyük emeklerle kurulmuş, ülkemizin nadide kurumlarından birine ve bu kuruma yıllardır emek vermiş, aynı çatı altında yürüttüğü değerli çalışmalarıyla tanınan bir bilim insanına, sırf güç sergilemek adına hınçla müdahale ederek katılımcı, eleştirel, nitelikli eğitim ortamını tehdit etmekten çekinmeyen kayyum yönetimine bir kez daha hatırlatalım:

Özerk, özgür ve demokratik üniversite düşmanlığını açıkça ortaya koyduğunuz hiçbir uygulamanızı tanımıyor, kamu zararına yol açan keyfi ve usulsüz girişimlerinizin hukuk önünde bir gün mutlaka hesabının sorulması için elimizden gelen gayreti göstereceğimizi bilmenizi istiyoruz.

Sadece şu son bir haftada yaşananlar bile, bir buçuk yıldır mücadele ettiğimiz bu yıkım ekibinin koltuk sevdasıyla nasıl bir güç sarhoşluğu içinde olduğunu, hakikatle bağlarını nasıl kopardığını göstermesi açısından da çok şey anlatıyor. Onca hukuksuz, usulsüz uygulamayla, baskı, şiddet, sansür ve tehditle elde ettiklerini başarı sananlarla, yüz kızartmadan hiçbir şey yapamayan, iyi ve doğruya zarar vermeden, güzel olanı yıkıp dökmeden var olamayanlar aynı kişiler artık.

Saldırganlıkları da hoyratlıkları da çaresizlikten beslenen bu gayrimeşru yönetimin hızla kendi sonuna doğru koşan, kibriyle, öfkesi ve korkusuyla en çok kendine zarar veren bir “kaybedenler” topluluğu olduğunu asla unutmayalım.  En umutsuz anlarımızda ise ODTÜ Devrim Stadyumu’ndan gelen dayanışma mesajları gibi, özerk ve özgür üniversite mücadelemizde yalnız olmadığımızı haykıran daha pek çok ses ve yürekle birlikte yürüdüğümüzü mutlaka hatırlayalım.

Kayyum rektör Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış disiplin soruşturmalarının geri alınmasını talep ediyoruz.

Kabul etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 6 Ağustos 2022

Bugün 21 Ağustos Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz altmışaltıncı mezun nöbetimiz.

Bu haftayı, 15 Ocak 2021 tarihinden bu yana kayyum rektörlüğe sırtlarını dönerek  direnişlerini sürdüren  değerli akademisyenlerin 400. nöbetlerini selamlayarak tamamlıyoruz.  

400 gündür ülkenin en uzun soluklu eylemlerinden birini hayata geçiren ve o kısacık sessizlik anlarında okulumuzda yaşanan hukuksuzluğu, usulsüzlüğü ve keyfiliği, baskı, gözdağı ve sansürü tüm Türkiye’ye duyurmayı başaran, bu direnişten ısrarla vazgeçmeyen ve hepimize ilham veren tüm akademisyenlere minnettarız.

Demokratik, çoğulcu, katılımcı kültürüyle, şeffaf ve hesap verebilirliği esas alan yönetim yaklaşımıyla, liyakate verdiği değerle anılan üniversitemizi temelden değiştirmek için 20 aydır büyük çaba harcayan yıkım ekibinin iyi ve güzel olan her şeye karşı saldırganlığını artırdığı günler yaşıyoruz.

Direnişimizin hafızasını oluşturan Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Görevlisi Can Candan’ı hukuk yoluyla döndüğü görevinden hukuksuz gerekçelerle yeniden uzaklaştıran, kendisine iletilen tebligatla aynı gün ofisini boşaltmasını talep eden kayyum yönetimi benzer düşmanlığı Atatürk Enstitüsü ve Mithat Alam Film Merkezi’ne yönelik aldığı keyfi kararlarla da sergiledi.

Atatürk Enstitüsü’nün seçilmiş müdürü Cengiz Kırlı’nın görev süresi dolmadan işine son verilmesinin yankıları sürerken Boğaziçi’nde yer alan 29 bölümün tamamı ve 3 enstitü, hafta içinde yayımladıkları ortak bildiride, kayyum yönetiminin “ben yaptım oldu” anlayışıyla hayata geçirdiği bu kararı kınayarak özerk üniversite ve özgür akademi taleplerini bir kez daha dile getirdi. Mezunlar olarak bizler de bu metne imza atıyor, kurumsal geleneklerimize sahip çıkan bir yönetim anlayışını sonuna kadar savunacağımızı vurgulamak istiyoruz.

Kayyum yönetiminin, 20 senedir ülkemizdeki  film çalışmalarının en önemli merkezlerinden biri kabul edilen Mithat Alam Film Merkezi’nin yöneticileri Zeynep Ünal ve Elif Ergezen’in görevlerine aniden son vererek kampüse girişlerini engellemesi ise hafta boyunca sadece bizlerin değil, çok sayıda sanatçının, yapımcı ve yönetmenin de tepkisine neden oldu.

Direnişimizi idari kadrolara yerleştirdiği yandaş isimlerle kontrol altına alacağını sanan gayrimeşru yönetimin artan saldırganlığı bu hukuksuz ve keyfi girişimlerle de sınırlı kalmadı. Birçok emekli akademisyenin sonbahar döneminde açacağı dersler engellenirken,  alternatif mezuniyete katıldıkları gerekçesiyle  gayrimeşru yönetim tarafından  mezun kartları iptal edilenlerin sayısı 100’e yaklaştı.

Adeta bir amok koşucusu gibi bir tür çıldırma hali içinde kime, nereye saldıracağını bilmeden, sadece yok etmek için hareket eden bu yıkım ekibine en güzel cevabı ise yine gençler verdi.  YKS sonuçlarına göre ülkemizin en başarılı öğrencileri bu yıl da üniversitemizi tercih ederek  özerk ve özgür üniversite idealine ulaşabilmek için verdiğimiz mücadeleye duydukları güveni de göstermiş oldu. Bu vesileyle Boğaziçi’ni kazanan gençleri yürekten tebrik ediyor, eğitim hayatlarında başarılar diliyoruz.

Geçen yıl bu hafta akademisyenlerin 150. nöbetine katılarak direnişimize destek olan ve “Ülkenizden ümidinizi kesmeyin, dayanın” diyen Türkiye’nin ilk kadın akademisyenlerinden Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’ın sözleri umarız sizler için de yol gösterici olur; bu ülkenin güzel günleri hakettiğini, bizlere dayatılan totaliter anlayışa ancak dayanışmayla, yılmadan direnerek karşı koyabileceğimizi sık sık hatırlatır.   

Kayyum rektör Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların ve ensitütü müdürünün görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış disiplin soruşturmalarının geri alınmasını, emekli akademisyenlere, mezunlara yönelik engellemelerin kaldırılmasını talep ediyoruz.

Kabul etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.

Mezun Nöbetleri – 31 Temmuz 2022

Bugün 31 Temmuz Pazar. Özerk ve özgür üniversite için verdiğimiz mücadelede akademisyenlerin ve öğrencilerin sesini çoğaltmak amacıyla bir araya geldiğimiz altmışüçüncü mezun nöbetimiz.

Üniversitemizde tanıtım günlerinin yapıldığı, bu vesileyle  Boğaziçili adayların ve ailelerinin kampüste direnişimizle tanıştığı, alkışlarla dayanışmamıza destek olduğu umutlu bir haftayı geride bıraktık.

Bu hafta aynı zamanda, hukuksuz Hukuk Fakültesi’nin kurucu dekanının tanıtım gününe dahi katılamadan apar topar istifa ettiğini de öğrendik. Tek bir ders vermediği üniversitemizden “sağlık sorunları”nı gerekçe göstererek ayrılan dekanın koltuğuna ise vekaleten fizikçi kayyum rektör oturdu.

Aynı gün içinde şahit olduğumuz bu trajikomik gelişme, üniversitemizin teamülleri çiğnenerek, herhangi bir bilimsel değerlendirme yapılmadan, ilgili kurullara danışılmadan bir günde fakülte kuran kayyum anlayışının tüm çatlaklarını, zaaflarını ve sorumsuzluğunu ortaya koyarken, kendi yandaşlarına bile nasıl zarar verdiğini açıkça gösterdi.   

Kuruluşu akademisyenler ve Türkiye Barolar Birliği tarafından yargıya taşınan bu kaçak fakültenin öğrenci adaylarına mağduriyet yaşatmasından duyduğumuz endişeyi bir kez daha vurgulamayı görev biliyor, geleceğin hukukçularının tercihinin hukuksuzluk olmamasını diliyoruz.

Mücadele ettiğimiz bu usulsüz ve hukuksuz anlayış sadece bir gecede kurulan fakülteleri değil, gayrimeşru yönetimin belirlediği yeni istihdam modeli nedeniyle, üniversitemizin tüm bölümlerini de tehdit etmektedir. Her hafta yeni bir örneğine tanık olduğumuz bu uygulama sayesinde, akademik birim ve kurulların talep ve görüşleri dikkate alınmamakta, atama ve yükseltme kriterlerinde kayyum rektör ve üniversitemizde ders vermemiş, tez savunmamış gayrimeşru dekanlar mutlak söz sahibi olmaktadır.

Üniversitemizin katılımcı, demokratik yönetişim anlayışına düşman, tek hedefi siyasi kadrolaşma olan bu yıkım girişimlerine karşı tüm bileşenler olarak sonuna kadar mücadele edecek, insanların ne yiyip içeceğine karışmayı maharet sayan, hayatı ancak ağaçlara yerleştirdikleri kameralardan izleyerek yaşayan, farklı renklere, seslere tahammül edemeyen ve bir sinema filminden bile ölesiye korkan yasakçı ve sansürcülere asla boyun eğmeyeceğiz. 

Kendi öğrencilerini, akademisyenlerini kampüse sokmayan, gizlice ofislere girerek evrak çalan, her itirazı baskı ve gözdağı ile yıldırmaya, soruşturmalarla cezalandırmaya çalışanların da, keyfî atamalarla bilimselliği, liyakati ve şeffaflığı hiçe sayanların da dünyası olmayacak bizim geleceğimiz.

Kayyum rektör Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimler istifa edene, kurumsal işleyişe zarar veren tüm uygulamalar ve atamalar sona erdirilene kadar biz buradayız. İşlerine ve derslerine son verilen akademisyenlerle, seçilmiş dekanların görevlerine iade edilmesini, hukuka aykırı şekilde kurulan fakültelerle ilgili kararın ve direnenler hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış disiplin soruşturmalarının geri alınmasını talep ediyoruz.

Kabul etmiyoruz. Vazgeçmiyoruz.